you all know it. it is one of those joyful days.
salute them.
it’s like “the cinematic orchestra, doing dub”, like “zook” said long ago.
evet, politize bir duvar değil burası, fakat okuyacaklarınızı politik-siyasi içerikli değil, insanlık namına değerlendirin isterim…
adaletin yüceliğini nitelik olarak büyüklüğüyle bir bina dikerek ancak içini boş tutarak karıştıran bir devletin duyarsızlığının, hayatlarımızdaki yerini yoğunlaştırması çabalarına, tam 5 yıl önce bir can kaybederek bin defa üzülmüştük.
bugün ülkede hiçbirşeyin değişemeyeceğine dair, türlü yasakların tepelenip önümüze konmasıyla başlayıp, artık selam vermenin bile, potansiyel suçlu yerine konma paranoyasının yaygınlaştığı bir ortam sayesinde, karamsarlık bir kere daha baskın çıktı…
5 sene önce ölen, “ben hiç bir milliyetin ırkçılığını yapmam, yapamam, yapanla aynı yerde bulunamam” diyen erdemli bir insanın nefes alıp verme özgürlüğü planlanarak elinden alındı…
kimimiz ismini duymuş takip etmiş ve biliyordu, kimimiz yeni haır neşir olmuş, “insanlık”tan başka birşeyi savunmayan bir ağabey olduğunu öğrenmişti hrant dink’in.
seneler evvel uğur mumcu katledildiğinde ne hissettiysek, dağlanarak karşımıza yine aynı tablo çıktı. belki yine seneler evvelinde abdi ipekçi ile, belki daha da öncesinde ana-babalarımızın hatırladığı ve anlattığı daha nice isimler, bizlere bir “tekerrür utancını” hatırlattı.
çocuklarımızın, aynı şeyleri yaşayarak büyüyeceği bir ortam olmasına bir dur demek gerekiyor. ya da dur diyecek insanların varlığını hatırlatmak. az da olsak, çok iyi niyetli olduğumuzu hatırlatmak.
19 ocak 2012′de, tam 5 sene sonrasında, sadece hrant dink için değil, komşunuzun, öteki şehirdeki kuzeninizin öldürüldüğü haberini duymamak için, insanlığın katledildiğini unutmamak için, taksimde 13:00′da biraraya gelecek müslüman, hıristiyan, yahudi, türk, kürt, ermeni; “insan insana” biraraya gelinecek.
hrant dink’in, “içimize işlenmiş öfkeyi, biraraya gelerek yokedebiliriz” söylemini, her dilden, kulaktan, gözden insanlar olarak özümseyip birbirimize hatırlatabilmek için görüşmek dileğiyle.
need apes?
get “like” or get “banned trying”.
need ads?
the carrot and the banana are the same.
talk too much and you’ll get.
“talk the talk”.
the time we’ll see, you got no feet to
walk.
şimdi eskilerden giricem
olm goole’dan kaşeledim eski sayfaları
açtım rakıyı güneyköyde yaloova dağ eteklerinde
orda yedekledim de
baturun bile buraya yazdıılkları daha eski gözüküyo.
şimdi napçeyz?
cuğara iççceyn mi?
dayama burnuma onu.
eskilerden şurda var-mış
uyuyamazken.blogspot.com
ama orayı da heacklemişler olm lan.
thackdir-i ilahiPod
eskilerden çalıyomuşum
öyle diyola
astor piazziola pirzola e de la chambre mismillak
i am not getting old
my body and my thoughts though.
oh ae those new apples from the grocerry?
we wrote grocccsery that way when we were….
shhiiiite.
“know how” but don’t “know how to”. blogi post, tweet, status again and again, link each other, ask questions, answer again, comment, plus, like, blog that again, stat…. gee. shut up man.
bunu diyorum,
ama bobilerde sen bana birini android kapanmış
buraya dayara.
Bildiğin yeni model Sting olmuş bu.
Gotye-Somebody That I Used To Know (feat. Kimbra)
Now and then I think of when we were together
Like when you said you felt so happy you could die
I told myself that you were right for me
But felt so lonely in your company
But that was love and it’s an ache I still remember
You can get addicted to a certain kind of sadness
Like resignation to the end
Always the end
So when we found that we could not make sense
Well you said that we would still be friends
But I’ll admit that I was glad that it was over
But you didn’t have to cut me off
Make out like it never happened
And that we were nothing
And I don’t even need your love
But you treat me like a stranger
And that feels so rough
No you didn’t have to stoop so low
Have your friends collect your records
And then change your number
I guess that I don’t need that though
Now you’re just somebody that I used to know
Now you’re just somebody that I used to know
Courtesy of lyricshall.com
Now you’re just somebody that I used to know
Now and then I think of all the times you screwed me over
But had me believing it was always something that I’d done
But I don’t wanna live that way
Reading into every word you say
You said that you could let it go
And I wouldn’t catch you hung up on somebody that you used to know
But you didn’t have to cut me off
Make out like it never happened
And that we were nothing
And I don’t even need your love
But you treat me like a stranger
And that feels so rough
No you didn’t have to stoop so low
Have your friends collect your records
And then change your number
I guess that I don’t need that though
Now you’re just somebody that I used to know
(Somebody)
I used to know
(Somebody)
Somebody that I used to know
(Somebody)
I used to know
(Somebody)
Now you’re just somebody that I used to know
I used to know
That I used to know
I used to know
Somebody
one word with no more words at all.
some worse gets nonsense to all.
you see it’s all clear.
yalnızlığın sana her zaman
as your lonesome is to you only
ve bulunduğun yerde isen
if and only if not, you’re there
ya sahiden o notaysa
what if you felt that note
ve ya herşey idiyse olan bitemeyen
as if everything was. and being. just.
sadece.
just.
zamanı gelememişse?
what if the time never came?
ya sahiden sen değildiysen?
if that wasn’t you, who was it then?
it was not the time we assume.
it is’nt.
zaman değildi olamayışımızın sebebi.
her kimdi isen.ne senin zamanın
ne bir başkasının…
ama biliyoruz.
feci lüksümüz bilmek
but we know
which is what we should not.
our terrible luxury is to know.
sen yoksun
you don’t. and as well you won’t.
and i would
not.
keşke.
“wished.”
i’d never thinkg i’d be this close to things
i am writing ‘cos i dont want to own a blog to express anymore
aşşağılık bir adamım, kabul ettim efendim
ama cesur ve yegane yüreğim akldı harcamaya atırlra…
wooden arms efendim
rastlantılarda yine sizinle tanışmaktan sıkıldım efendim
efendim?
siz efendim
bizdik efendim
üç elmanın
hesapsız yarılarıydık
efendim.
hayatımda bu kadar yakınımda olup
bu derece uzaklaşabileceğimi düşünmek istemezdim eskiden
o sevdiğim şeylerden
sevebileceğimiz hiçbirşey olmadığını biliyoruz.
o zaman herkesin bir göt deliği olduğunda mutabıkız
ya her aklımıza geleni yazmaya dökeydik
and if everything happened right at that moment
wouldn’t our selves
be?
let’s be then
sizi özlediğimi efendim
açıkça
efendim
ne dediniz duyamadım
efendim
yoksa
siz de mi
efendim
diye
bağırdığım bir gece olsun bu.
duydunuz mu
efendim?
gaz parça:
Uzanıp yüreğinin ateşiyle yeniden
yıldızları tek tek yakacağım
Sarılıp güneşlere sevgimizle göklerden
Mavi mavi taçlar takacağım
=)
it is always you i’ll run away from.
it will never be me you’ll get to know.
there is an us to each one of us now.
that none of us is to become one.
tutku eksikliği başa bela.
tutku fazlası başa bela.
ah be ya.
ah be ya.
tekrar tekrar başıma gelse bu bela
ne us çatlar ne ar damarı
tutku dediğin topyekün başa bela.
you’re young and you are doubtful to know.
you are
young
and you think you know.
you don’t know;
that when you’ll grow old,
you
WON’T
know.
you spread misery because, you can’t feel anything else.
you manipulate people because you can’t handle any kind of real relationship.
and I’ve enebled it.
the games
the binges
the middle-of-the-night phone calls.”
…continues to me as…
you should have gone;
avoiding me to live with this misery.
so i could take better care of myself.
far more than getting tired for you, and upsetting the both of us.
my heart now eating my eyes
my eyes are burning with the deal of heaven
names are just for more fuel
for the fools we were in our game given
mısra aralıklarının cereyanı, ceyeranı esintisi. senden her yöne esen ansız sapmaların kavşağı yine.
neymiş evenim. biz yine tekmişiz olunası duruşların okunası mısır püskülü mısralarında hayatlarımızın
hazır yönelimler demişken,
elim
vahim durumlara
durulamamalara sebebiyet vermesin diye
bir kaç balıkçıl kuşun aç kahkahalarıyla
ve bir kaç tok balığın
dingin fakat pek çifteleriyle
deniz üstü hasır
su altı kalbur üstü gömülmüşlüklerimizmiş yine
kıdemli sessizlikleriyle tebessüm ettiren.
su seviyesinin üzerinde rakı’m
su seviyesinde dalga dalga algım aklım
ben dündüm sen yarınım
bilinmeyen bir geçmişinde olabilir yarinim.
olamasın o telaşlı
gelgitsiz
ansızınlıkların tüketeceği
sınırı geçmiş zamanlar
aşırı ileri geçmiş zamansızlıklar
ve dursun yine
rakım : 0
yakınım : 20 metre deniz seviyesi
bakiyim ölçüsüzce, keskin olmayan cümlelerin öznesinde
razıyım. olsun keyfe keder
devrilip dönsün
şayet hayat diyorsak bu
trajik komik
kader.
bir mısra daha
ama hicivli bir ironiyle eğer
sükutumu yıldız yapıp konduracaksa gök parçası bir dost omzuna
hüsranda değil, ‘küsemem’le bitsin
tümcesiz başladığım bütünlememsi cümleler.
kalbi yansın yine kadife sessizliğimizin, bir gececik daha
kor alevli bir yürek olsa gerek şu elimde tuttuğum taş parçası
üflediği yerde kavrulur günler.
şimdi
andan ve bir sonradan
bakalım bulunduğumuz noktadan.
sapmadan
saptamadan
kimin eli, ellerin
kiminin beli el değmemişlerin
noktadan virgülden
bir gülsen
bir günsem
ne diyorduk sahi?
noktalamadan. yoklayamadan.
yok yok.
anı saman yerine koyup da
çok saklamadan.
korkma yanaş
kaç ama, yavaş yavaş
leaving things to luck :: is not making them by chance by accident :: we create by conscious state of mind :: we control and by thinking of what is done :: we lose :. _ acci_dental :: brush flush it all out mental care takes a tube of dentists mixed with wine and wind